İslam’a göre kadınların çalışma hayatında bulunup bulunamayacağı ile ilgili olarak ifrat ve tefrit arasında gidip gelen görüşler olduğunu görüyorum. Kimisi kadınların hiç bir şekilde çalışmaması gerektiğini ve evinde oturmasını savunurken, kimileri de kadınların ille de çalışmasını ve bunun aksinin olamayacağını söylüyor. Bu hususta duygusal mülahazalara girmeden konuyu ilmi düzeyde açıklamaya gayret edeceğiz. 

  Kadınların iş hayatında bulunmasının artıları olduğu gibi eksileri de var. Bu nedenle kadının çalışmasını mutlak kötü veya mutlak iyi olarak değerlendiremeyiz. Bu mesele siyah-beyaz ekseninde değerlendirilmemeli ve konunun ara tonları olduğu bilinmeli. Bu ara tonların hangisi kendi hayatımızda bizim için daha iyi sonuçlar verecekse onu tercih etmemiz daha doğru.

Kadının çalışması konusu İslam’ın esneklik alanı bıraktığı bir konudur. Yani kadının ille de çalışmaması ve evinde oturması gerektiğini söyleyen bir ayet yoktur. Burada dinden ziyade gelenek daha belirleyici bir etkiye sahiptir. Sadece kadının çalışması meselesinde değil, giyim kuşamdan çocukların eğitim ve terbiyesine kadar gelenek, dinden daha belirleyici olabilmektedir maalesef. 

Konunun olumlu ve olumsuz yönlerine baktığımızda şunları söyleyebiliriz;

1. Çalışan kadının bilgisi artar ve dünyaya bakış açısı daha geniş bir perspektif kazanır. Elbette evinde oturup dünyayı televizyon kutusunda gördüğünden ibaret sanan kadınla, sosyal hayatın içine karışan kadının dünya algısı aynı olmayacaktır. 

2. Eğer kadın toplum hayatının içinde yer alırsa içinde yaşadığı cemiyetin problemlerini daha yakından görür. Dolayısıyla herhangi bir toplumsal meselede karar alınırken kadınların bu kararların alınma sürecine aktif katılımları söz konusu olur. Böylece kadını ilgilendiren konulardaki karar mekanizmalarında kadınların belirleyiciliği artar. Doktor, mühendis, siyasetçi, akademisyen olarak çalışma hayatında bulunan kadınların sayısındaki artış, kadına olan saygıyı da artırır. 

3. Çalışma hayatının içindeki kadınlar yeni gelişmeleri ve fikirleri daha yakından takip etme şansına sahiptir. Sürekli gelişen dünyada kendini yenileyen kadın, edindiği tecrübeyi ve bilgiyi ailesine ve özellikle de çocuklarına aktararak daha bilgili nesillerin yetişmesine katkıda bulunur. 

4. Çalışan kadının aile bütçesine katkısı olur. Yalnız bu biraz tartışmalı bir konudur. Çalışan kadının masraflarının arttığı bir gerçektir. Yani maddi açıdan bakıldığında çalışan kadının harcamalarıyla çalışmayan kadının harcamalarını kıyas etmek gerekir. Yine de çalışan kadının ekonomik olarak aileye katkıda bulunduğu bir gerçektir. 

5.  Çalışan kadının ruh sağlığının daha yerinde olduğu söylenebilir. Sürekli evinde oturan kadın rutin bir hayat sürer. Bu rutin, depresyona ve strese sebep olabilir. Hayatında bir değişiklik olmayan, tüm gününü aynı işleri yaparak ve sonra eşini bekleyerek geçiren kadın, zamanının büyük çoğunluğunu israf edebilmekte ve hem kendisi hem de mensubu olduğu toplum adına bir değer üretememektedir. 

6.  Çalışan kadının organizasyon ve planlama yeteneği artar. Daha az vakit harcayarak daha çok iş yapmayı öğrenen kadın, bu konudaki bilgisini ve yeteneğini evinde yapması gereken işler konusunda da kullanabilir.                     

Bunun yanında kadının çalışması bazı sakıncaları da beraberinde getirebilir. Bunlardan en önemlisi kadının eşiyle rekabete içinde olduğu psikolojisine kapılmasıdır. 

Eğer kadın, eşiyle rahat bir yaşam sürmek için evlenmiş ise kendisi çalışmaya başladığında eşine farklı gözle bakmaya başlayabilir. Ekonomik bağımsızlığını kazanmış kadının beklentileri de artabilir. Beklentilerin artması rekabet duygusunu tetikler. Böylece aşırı bir özgüven duygusu ortaya çıkabilir ve bu durum her konuda çıtayı biraz daha yükseğe çıkarma isteğiyle de birleşince eşler arasında bazı problemler meydana gelebilir. 

Kadının çalışma hayatının içinde bulunma isteği evlilik yaşını yukarı çekiyor. Çalışan kadınlarda boşanma oranı daha fazla oluyor. Bu da çocukları olumsuz yönde etkiliyor ve hatta bazen çocukların anne şefkatinden mahrum kalmasına sebep oluyor. Çalışan kadın, çocuklarına göstermesi gereken ilgiden kısarak işine yoğunlaşabiliyor.

Bütün bu ve benzeri etkenleri hesaba kattığımızda tercihimizi hangi yönde kullanmalıyız? Esasında bu sorunun çok net bir cevabı yoktur. Cevap, önceliklerimizi iyi teşhis etmemizle alakalıdır. İçinde yaşanılan zaman ve şartlar bu konudaki kararımızı belirlemelidir. Unutmamak gerekir ki bir hasen (daha iyi) olan vardır, bir de en iyi (ehsen) olan. Örneğin, çocukların anne sevgisine ve ilgisine muhtaç olduğu düşünüldüğünde, eğer kadının çalışma hayatının içinde bulunması çocuklarına yeterince zaman ayıramamaya sebep oluyorsa bu noktada tercih edilmesi gereken iş değil anneliktir. 

Gelecek nesillerin yetiştirilmesi çok önemlidir ve bu konuda annenin yerini doldurabilecek kimse yoktur. Aileye ekonomik katkıda bulunmak adına dahi olsa çocukları yetiştirmek ve onlarla ilgilenmek ihmal edilmemeli ve tercih annelik vazifesini hakkıyla yerine getirmek yönünde kullanılmalıdır.

 Kur'an İlimleri Uzmanı / Sonia CİHANGİR

Kitaplar listesi