Ahzab suresinin 59. ayetinde geçen "cilbab" kelimesine, büyük bir kumaş ile örtünmek değil de sadece dış giysi olarak anlam vermemizin sebebi, geçmişte ve günümüzde uygulanma şeklini değil kelimenin temel anlamını tercih etmemizdir. Böyle anlam vermemize sebep olan durum ayetin devamında gelen "Bu onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha iyi bir yoldur" ifadesidir. Demek ki burada altı çizilen unsur, kadınların giydikleri dış kıyafetlerin onları hem iffetli göstermesi hem de incitilmelerini önlemesi konusudur. Ayette geçen "İncitilmemeleri için" ifadesi bu incitmenin sadece cinsel taciz olarak değerlendirilmesini (meallerde geçtiği gibi) ifade etmez. Çünkü ayette "incitilmemeleri" ifadesi genel bir incitilmekten bahsetmektedir. Zira taciz etmek psikolojik ve sosyal baskı yolu ile de gerçekleşebilmektedir. Günümüzde Taliban, IŞİD gibi örgütlerin yanlış İslami yorumları nedeniyle, Müslüman olmayan birçok ülkede İslam ve terör aynı safta değerlendirilmekte, bir kadının bu ülkelerde kara çarşaf veya peçeli olarak dışarıya çıkması, onun terör simgesi olarak görülmesine ve bu yüzden de psikolojik ve sosyolojik baskıya uğramasına sebep olabilmektedir. Bu nedenle kadınlar bu ülkelerde öyle bir kıyafetle dışarıya çıkmalıdır ki bu tür tacizlere de uğramasınlar.

Ahzab Suresi 59. ayette dikkate alınması gereken önemli bir başka husus da

" ذلک ادنی / zelike edna" daha uygun şeklinde ismi tafdil olan

"ذلک ادنی/zelike edna yani “daha uygun" kavramı ile bir kıyaslama yapıldığıdır. Yani bu tanım ile "öyle yaparlarsa da uygun olabilir" anlamı verilmektedir. Kısaca "Cilbab"ın emir/farz değil de talim/tavsiye olduğunu ayet sıyağı/bütünlüğünden anlamaktayız. Sonuç olarak bu durum Allah'ın farz bir emri değil, tavsiyesidir.

Nur suresi 31. ayete baktığımızda ise örtünmenin kadınlar üzerinde Cenab-ı Hakk’ın bir tavsiyesi değil, emri olarak geldiğini görmekteyiz. Demek ki Müslüman kadınlar için Nur Suresi 31. ayetteki gibi örtünmek farzdır. Dolaysıyla bu ayeti daha detaylı ve net anlamak son derecede önemlidir.

Nur Suresi 31. Ayet:

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ mâ zahera minhâ, velyadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhâl mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).

31-Mümin kadınlara söyle: Bakışlarını kısıtlasınlar. Ferçlerini (avert yerlerini) korusunlar ve (o bölgedeki) ziynetlerini açığa vurmasınlar. Kendiliğinden bilinen süsleri hariç. Örtülerini/ başörtülerini yakaları üzerine vursunlar ve (o bölgedeki) ziynetlerini açığa vurmasınlar. Ancak aşağıdaki kişilere gösterebilirler: buulatıhınne/bealleri yahut beallerinin babaları yahut beallerinin oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendileri gibi kadınlar yahut ellerinin altında bulunanlar yahut rağbeti olmayan hizmetinde bulunan erkekler yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş erkek çocuklar. Gizlenmiş süslerini bildirmek için ayaklarını öyle yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah'a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!" (Nur 24:31)

Yukarıdaki ayeti doğru anlamak için ilk önce ayette geçen kelimelerin anlamlarını doğru kavramak zorundayız.

İlk olarak ayette "bakışların kısıtlanması" emredilmektedir. Bu emrin hem mümin erkeklere, (Nur 30) hem de mümin kadınlara ilk olarak gelmesi, emrin çok önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü kadınların ve erkeklerin bakışlarında kısıtlama olmazsa, insanların üzerindeki giysiler şehvetle bakan günahkâr gözleri engelleyemez. Bu yüzden tesettürde başkalarının bakışları ölçü alınmaz. Nur Suresi 31. ayette geçen "بعلتهن /buulatihinna" kelimesi meallerde "eşleri" diye çevrilmiştir. Fakat bu çeviri doğru değildir. Ayette geçen emirler göz kısıtlanması ve örtünme ile ilgili olup, kadınlara ziynetlerini bazı kişilere gösterebilme izni vermektedir. Bu ayette istisna olarak sayılan kişiler arasında eşlerin bulunması izah edilemez bir durumdur. Zira Mü minun Suresi 5-6 ayetlere göre kadın ve erkeklerin vücutlarını eşlerine/zevclerine göstermesinin helal olduğu belirtilmektedir.

Nur Suresi 31. ayette “eşleri” denmek istenseydi kelime "بعلتهن /buulatihinna" değil " ازوجهن/ezvecihinne” olarak gelirdi. Demek ki ازوجهن/ezvecihinne kelimesi ile "بعلتهن /buulatihinna" kavramları birbirlerinden farklıdır. "بعلتهن /buulatihinna" kavramının geçtiği başka ayetlere bakarsak, kelimenin ne anlama geldiğini daha doğru anlayabiliriz:

Bakara Suresi 228. ayet:

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ

Vel mutallakâtu yeterabbasne bi enfusihinne selâsete kurûin, ve lâ yahıllu lehunne en yektumne mâ halakallâhu fî erhâmihinne in kunne yu’minne billâhi vel yevmil âhır(âhıri), ve buûletuhunne ehakku bi reddihinne fî zâlike in erâdû ıslâhâ(ıslâhan), ve lehunne mislullezî aleyhinne bil ma’rûf(ma’rûfi), ve lir ricâli aleyhinne dereceh(derecetun), vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).

228-Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç âdetten temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah'a ve âhıret gününe inanmakta iseler, Allah'ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine helal olmaz. Kocaları buulatihinna/beallleri bu süre içinde herhangi bir şekilde barışmak isterlerse (boşandıkları karılarını) geri almaya herkesten daha çok hak sahibidirler…" (Bakara 2:228)

Ayetlerde geçen "بعلتهن /buulatihinna" kelimesi çevrilerde "eşleri" olarak yazılmıştır. Karılarını boşamış erkekler için artık eş (zevc) kelimesi kullanılamaz. Bakara 228. ayette de "eşleri" diye çeviri yapılması, bu kadınların sanki boşanmamış olduğunu göstermekte ve " الْمُطَلَّقَاتُ/ mutallakâtu yani boşanmış kadınlar " ifadesi ile çelişmektedir. Bu yüzden bu ayette "ازوجهن/ ezvecihinne" değil "بعلتهن /buulatihinna" olarak geçmektedir. Bu durumdan yola çıkarak Nur Suresi 31. ayette geçen "بعلتهن /buulatihinna" kelimesinin iddet dönemindeki boşanmayı kast eden sabık/boşandığı eşler olduğu sonucuna varmaktayız. Boşanmış ama hala eşinin evinde kalmak zorunda olan (Bakara Suresi; 228) kadınların, aynı evde yaşayan ama artık ona eş sayılmayan sabık eşleri yanında sürekli kapanmaları onları zorluğa sokacağından, Allah-u Teala böyle bir kolaylık sağlamıştır.

"بعلتهن /buulatihinna" kelimesinin geçtiği bir başka ayet ise şöyledir:

Hud Suresi 72. ayet:

قَالَتْ يَا وَيْلَتَى أَأَلِدُ وَأَنَاْ عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ

Kâlet yâ veyletâ e elidu ve ene acûzun ve hâzâ ba'lî şeyhâ(şeyhan), inne hâzâ le şey'un acîb(acîbun).

Kitaplar listesi