Bu çalışmada Allah-u Teala'nın mümin kadınların nasıl örtünmesini istediği, ilgili ayetler kümeleri incelenerek anlaşılmaya çalışılacaktır.

Geleneksel İslami görüşler karşısında birçok konuda yeni görüşlerin meydana gelmesinin sebebi; Kuran’a bakış açısının değişmesi ve onun aslında dinin tek kaynağı olarak kabul edilmesine bağlıdır. Adetli kadının orucu, abdest alma yöntemi, isra olayı, çocukların evlendirilmesi, boşanma hükümleri gibi tesettür meselesinin de bu konular arasında olması ve çeşit görüşlerin meydana gelmesi gayet doğaldır. Konuyu incelemek ve Kuran’a dayanarak hüküm vermek son derecede önemlidir. İslam dini evrensel bir dindir ve tesettür konusunda da çıkarılan fetvaların dünyanın dört bir yanında geçerli olduğunu da unutmamak gerekir.

Her konuda olduğu gibi tesettür konusunda da duygusallık ve önyargılardan arınarak, aklıselim ile yaklaşmak fetva verenlerin borcudur. Kadınların örtünmesi ile ilgili konularda maalesef, ifrat ve tefrite gidilmiştir. Fetva verenlerden bir kısmı, kadınların yüzünü dahi örtmesini, diğer bir kısmı da Kuran'da asla örtünmenin olmadığını söylemektedir. 

Ahzap Suresi'nin 59. ayetinde Allah CC şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha uygun bir yoldur. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. (Ahzab 33:59)

Ayette geçen "جلباب/Cilbab" kelimesini büyük bir örtü değil de, dış giysi olarak çevirmemizin sebebi şöyledir: 

"جلباب " kelimesinin aslı"جلب" dan üretilmiştir ve şu iki anlama gelmektedir: 

1. Bir şeyin bir yerden, birisi tarafından başka bir yere götürülmesi; 

2. Bir şeyin başka bir şeyin üzerini örtmesi.

"جلبة" ise bir yaranın üzerini örten kabuğa denir. Dolayısıyla en dış örtü kabuğuna "cilbab" adı verilmektedir. Hem kadim Arap topluluğunda, hem de bazı diğer toplumlarda (Zerdüştler, Mezdekiler, Hindular vb.) kadınların dışarıya çıktıkları zaman başları dahil büyük bir kumaş ile örttükleri bilinmektedir. Günümüzde de kadınlar Anadolu'nun bazı bölgelerinde ve İran'da bu şekilde örtünmektedir. 

Ahzab suresinin 59. ayetinde geçen "cilbab" kelimesine, büyük bir kumaş ile örtünmek değil sadece dış giysi olarak anlam vermemizin sebebi, geçmişte ve günümüzde uygulanma şeklini değil kelimenin temel anlamını tercih etmemiz sebebiyledir. Böyle anlam vermemize sebep olan durum ayetin devamında gelen "Onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha uygun bir yoldur" ifadesidir. Demek ki önem arz eden, kadınların öyle bir dış kıyafeti ile çıkmalarıdır ki hem iffetli hem de örfe uyum sağlayan zararsız kişiler oldukları bilinsin. Ayette geçen "İncitilmemeleri için" ifadesi bu incitmenin sadece cinsel taciz olarak değerlendirilmesini (meallerde geçtiği gibi) ifade etmez. Çünkü ayette "incitilmemeleri" ifadesi "mutlak" şekliyle gelmiştir. Zira taciz etmek psikolojik ve sosyal baskı yolu ile de gerçekleşebilmektedir. Günümüzde Taliban, IŞİD gibi örgütlerin yanlış İslami yorumları sebebiyle, Müslüman olmayan birçok ülkede İslam ve terör aynı safta değerlendirilmekte, bir kadının bu ülkelerde kara çarşaf veya peçeli olarak dışarıya çıkması, onun terör simgesi olarak görülmesine bu yüzden de psikolojik ve sosyolojik baskıya uğramasına sebep olabilecektir. Bu nedenle kadınlar öyle bir kıyafetle dışarıya çıkmalı ki bu tür tacizlere de uğramasın.

Ahzab Suresi 59. ayette dikkate alınması gereken önemli bir husus da, ذَلِكَ أَدْنَى/daha uygun" şeklinde ismi tafdil olarak geçmesi ve bu kelimenin anlamının "öyle yapmazlarsa da uygun olabilir" olmasıdır. "Cilbab"ın emir/farz değil talim/tavsiye olduğunu ayet sıyağı/bütünlüğünden anlamaktayız. Sonuç olarak bu durum Allah'ın farz bir emri değil, tavsiyesidir.

Nur suresi 31. ayete baktığımızda ise örtünmenin kadınlar üzerinde Cenab-ı Hakkın bir tavsiyesi değil emri olarak geldiğini görmekteyiz. Demek ki Müslüman kadınlar için Nur Suresi 31. ayetteki gibi örtünmek farzdır. Dolaysıyla bu ayeti daha detaylı ve net anlamak son derecede önemlidir. 

Nur Suresi 31. Ayet:

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

"Mümin kadınlara söyle: Bakışlarını kısıtlasınlar. Ferçlerini korusunlar ve (o bölgedeki) süslerini açmasınlar.Kendiliğinden bilinen süsleri hariç. Örtülerini/ başörtülerini yakaları zerine vursunlar ve (o bölgedeki) süslerini göstermesinler. Ancak aşağıdaki kişilere gösterebilirler: buulatıhınna/bealleri yahut beallerinin babaları yahut beallerinin oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendileri gibi kadınlar yahut ellerinin altında bulunanlar yahut rağbeti olmayan hizmetinde bulunan erkekler yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş erkek çocuklar. Gizlenmiş süslerini bildirmek için ayaklarını öyle yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah'a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!" (Nur 24:31)

Yukarıdaki ayeti doğru anlamak için ilk önce ayette geçen kelimelerin anlamlarını doğru kavramak zorundayız.

İlk olarak ayette "bakışların kısıtlanması" emredilmektedir. Bu emrin hem mümin erkeklere, hem de mümin kadınlara ilk olarak gelmesi, emrin çok önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü kadınların ve erkeklerin bakışlarında kısıtlama olmazsa, insanların üzerindeki giysiler şehvetle bakan günahkar gözleri engelleyemez. Bu yüzden tesettürde başkalarının bakışları ölçü sayılamaz.

Nur Suresi 31. ayette geçen " بُعُولَتِهِنَّ /buulatihinna" kelimesi meallerde "eşleri" diye çevrilmiştir. Fakat bu çeviri doğru değildir. Ayette geçen emirler göz kısıtlanması ve örtünme ile ilgili olup, kadınların ziynetlerinin bazılarını gösterebilme hakları vardır. Ayrıca istisna edilen kişiler arasında eşlerin bulunması izah edilemez bir durum olur. Müminun Suresi 5-6 ayetlere göre kadın ve erkeklerin tüm vücudunun gözükmesi eşleri için kuşkusuz helaldir. Nur Suresi 31. ayette eşleri denmek istenseydi kelime بُعُولَتِهِنَّ /buulatihinna" değil değil "ازوجهن/ezvecihinne" olarak gelirdi. Demek ki "ازوجهن/ezvecihinne" kelimesi ile " بُعُولَتِهِنَّ / buulatihinna"farklı anlamlı kavramlardır.

"بُعُولَتِهِنَّ /buulatihinna" kavramının geçtiği başka ayetlere bakarsak, kelimenin ne anlama geldiğini daha doğru anlayabiliriz:

Bakara Suresi 228. ayet:

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ

"Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç âdetten temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah'a ve âhıret gününe inanmakta iseler, Allah'ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine helal olmaz. Kocaları bu süre içinde herhangi bir şekilde barışmak isterlerse (boşandıkları karılarını) geri almaya herkesten daha çok hak sahibidirler..." (Bakara 2:228)

Ayetlerde geçen " بُعُولَتِهِنَّ / buulatihinna" kelimesi çevrilerde"eşleri" olarak yazılmıştır. Karılarını boşamış erkekler için artık eş kelimesi kullanılamaz. Bakara 228. ayette de "eşleri" diye çeviri yapılması, bu kadınların sanki boşanmamış olduğunu göstermekte ve لْمُطَلَّقَاتُ / boşanmış kadınlar" ifadesi ile çelişmektedir. Bu yüzden bu ayette "ازوجهن/ ezvecihinne" değil " بُعُولَتِهِنَّ / buulatihinna" olarak geçmektedir.

Bu durumdan yola çıkarak Nur Suresi 31. ayette geçen  " بُعُولَتِهِنَّ / buulatihinna" kelimesinin iddet dönemindeki boşanmayı kast eden sabık/boşandığı eşler olduğu sonucuna varmaktayız. Boşanmış ama hala eşinin evinde kalmak zorunda olan (bakara 228) kadınların, aynı evde yaşayan ama artık ona eş sayılmayan sabık eşi yanında sürekli kapanmaları onları zorluğa sokacaktı, dolaysıyla Allah-u Teala böyle bir kolaylık sağlamıştır.

" بُعُولَتِهِنَّ / buulatihinna"kelimesinin geçtiği bir başka ayet ise şöyledir:

Hud Suresi 72. ayet: 

قَالَتْ يَا وَيْلَتَى أَأَلِدُ وَأَنَاْ عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ

"'Vay halime! Ben böyle kocamış bir kadın kocamış bealimden doğuracak mıyım? Bu gerçekten şaşırtıcı bir şey!' dedi."

Bu ayetten anlaşıldığı üzere: demek ki cinsel iktidara sahip olmayan erkeklere "زوج/zevc" değil "بَعْلِ / beal" demektir.

Sözlüklere bakıldığı zaman "بَعْلِ / beal" kelimesinin anlamı bir şey'in sahibi/maliki şeklinde geçer. (Mu'cemul Makayisu Fil Lugah, بَعْلِ  Kavramı)

Bakara Suresi 230. ayette "بَعْلِ / beal"  değil "زوج/zevc" kelimesi geçmektedir.

فَإِن طَلَّقَهَا فَلاَ تَحِلُّ لَهُ مِن بَعْدُ حَتَّىَ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ فَإِن طَلَّقَهَا فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَن يَتَرَاجَعَا إِن ظَنَّا أَن يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

"Erkek boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir kocayla evlenmeden kendisine helâl olmaz. O (vardığı adam) da bunu boşarsa, Allâh'ın sınırları içinde duracaklarına inandıkları takdirde (eski karı kocanın) tekrar birbirlerine dönmelerinde kendilerine bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. (Allah) bunları, bilen bir toplum için açıklamaktadır."

Dikkat edilirse ayette, başka birisiye evlenen kadının kocası "زوج/zevc" olarak geçmektedir ve bu durum hadislerde anlatılan illa ki cinsel ilişkiye girmelidirler şartının açıklanmasıdır. Demek ki "زوج/zevc" cinsel ilişkide bulunan eşler için kullanılmaktadır. 

Ayetlerde kadın erkek ilişkilerinin "ازوجهن/ezvecihinne" yada " بُعُولَتِهِنَّ / buulatihinna" olarak farklı kelimelerle ifade edilmesi önemli bir ayrıntıdır. Çünkü bu kelimeler ayrı durumları ifade etmemektedir. İki kelimenin ortak anlamı ise ikisinin de sorumluluk ve sahip anlamında olmalarıdır. Buna göre her "زوج/zevc" aynı zamanda "بَعْلِ / beal"  sayılır, ama her "بَعْلِ / beal", "زوج/zevc" değildir.

Nur Suresi 31. ayette açıklanması gereken bir diğer kavram ise " بِخُمُرِهِنَّ / humurihinne " kavramıdır. Bu kelime aslında örtü demektir. İfrat ve tefrite düşenler tarafından yapılan; Kuranda başörtüsü var mı yok mu tartışması " بِخُمُرِهِنَّ / humurihinne " kelimesine farklı anlamlar verilmesinden kaynaklanmaktadır. Tabi ki örtü olduktan sonra başörtüsünü de kapsayacaktır. Önemli olan " بِخُمُرِهِنَّ / humurihinne " 'nin nasıl örtü olduğu değil, bu örtünün nereyi kapatması gerektiğidir. İşaret eden parmağa değil, işaret edilen şeye bakmalıyız. Aslında Arabistan da erkekler de kadınlar da başörtülü gezerler ve başı açık olmaları iklime uygun değildir. Nüzul döneminde kadınların başlarının örtülü olduğu bir gerçektir. Ama onların örtünme şekillerinin pek doğru olmadığı bu durumun ayetle düzeltilmesinden anlaşılır. 

Nur Suresi 31. ayette geçen bir yanlışlık da " زِينَتِهِنَّ/ ziynetihinne " kelimesinin yanlış anlaşılmasıdır. Hangi ziynetlerin örtüleceği konusu tartışmalı bir konu haline getirilmiştir. Kimilerine göre kadının tüm vücudu, kimilerine göre sadece takıları, kimilerine göre ise süs malzemeleri (sürme, oje...) ziynet sayılmaktadır. Bunların hepsinin ziynet olduğu doğrudur, ama önemli olan ayette hangi ziynetten bahsedildiğidir.

 وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا 

Ve ziynetlerini açığa vurmasınlar ... hariç.

Buradaki ziynetin ne olduğunu anlamamız için ayette onun hangi emirden sonra geldiğine dikkat etmeliyiz:

Birinci defa "Ferçlerini korusunlar" emrinden sonra geçiyor ve o ifadeye vav harfiyle atıfta bulunuyor. Buradaki vav تفسيری"واو  "olup, kadının fercinin etrafı dahil açığa vurulmaması gerektiğini göstermektedir. Yani göbek ve diz kapağı arası bölgesi ziynet olarak adlandırılmıştır. Hadislerde de erkeklerin avreti olarak geçen bu bölge kadınlar ve erkeklerin ortak avret yerleri sayılmaktadır. Kendisinden belli olan yerleri istisna sayılmaktadır. İstisna edilen, kendiliğinden belli olan ziynet ise kadınların yapısal olan özel vücut hatlarıdır diyebiliriz. 

İkinci defa:

 وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا

Ve ziynetlerini açığa vurmasınlar ... hariç.

İfadesi de örtülerini yakaları üzere vursunlar emrinden sonra geçmekte ve burada da "تفسيریه واو" bağlacı ile gelmektedir ve onun hangi ziynet olduğunu anlatır. Kadının göğüslerinin, onun ziyneti olarak değerlendirildiğini, örtülerini yakaları üzere vursunlar emrinden anlaşılmaktadır ve bu avret bölgesi sadece kadınlara özeldir. Dolaysıyla ayette ziynet kelimesi kadınları erkeklerden ayıran çekici bölgeleri için kullanılmıştır. Buna yüz, göz, burun, saç diye yorum yapmak Kuran’a zorlama yapılarak yüklenen yorumlardır. Tesettürün amacı kadınların güzelliklerini kapatmak değil, onların iffetli olmalarını sağlamaktır.

Sürekli evinde bulunan kadınların örtünme ihtiyacı olamayacağından, Tesettür emri ile ilgili ayetlerin kadının sosyal hayatta bulunmasını onayladığı anlaşılmaktadır. 

Nur Suresi 31. ayetteki yanlış anlaşılan ifadelerden biriside "  التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ "olup, anlamı ‘cinsi arzusu olmayan hizmetinizde ki erkeklerdir. Bunu ‘erkeklikten kesilmiş veya cinsel kudreti olmayan erkek’ diye çevirmek yanlıştır. Cinsel kudrete sahip olmadığı halde şehvetle bakan erkeklerin sayısı oldukça çoktur. Ölçü erkeklerin cinsel kudrete sahip olmaları ya da olmamaları değil, hizmette bulundukları kadınlara karşı cinsel arzularının olmamasıdır. Kadın hastalıkları ve doğum doktorları aslında kadınların hizmetinde bulunan erkekler arasına girer. Bu erkekler, kadınların cinsel organlarına baksalar bile onlara karşı tahrik olması söz konusu olamaz. Bu dediğimiz, kadın uzmanlar varken, ilk olarak erkekleri tercih etmemiz gerekir anlamına gelmemektedir. Ama madem "  التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ " olarak geçiyorsa, bunların kimler olduğunu iyi bilmemiz gerekir.

Tesettürle ilgili yanlış anlaşılan ayetlerden birisi de Nur suresi 60. ayettir:

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ 

"Evlenme umudu olmayan pasif kadınların, alımlı yerlerini açmamak şartı ile giysilerini çıkarmalarında bir sakınca yoktur. İffetli davranmaları 

kendileri için daha iyidir. ALLAH İşitendir, Bilendir." (Nur, 24:60)

Nur Suresi 60. ayette geçen " غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ "ifadesindeki "ziynet" kelimesini, Nur 31. ayetteki "ziynet" kelimesinin iki çeşit anlamından, birisi olan "alımlı yerleri" olarak çevirmek uygun görülmüştür. Eğer her iki anlamdaki ziynet kast edilmiş olsaydı, o zaman ayette kast edilen kadınların, başka kadınlardan farkı olmazdı. Ve onlara özel ruhsat vermenin bir anlamı kalmazdı. 

Nur Suresi 60. ayeti, "hayızdan kesilmiş kadınlar" şeklinde yanlış olarak çevirmişlerdir. Aslında hayızdan kesilen kadınlar için Kuran da "لحیضْا من یئسن" (Talak süresi 4 ayet) 

ifadesi geçmektedir. Aynı anlamı taşıyorsa neden bu ayette " وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء " olsun ki? "الْقَوَاعِدُ / kavaid" kelimesini doğru anlamını bulmak için aynı kavramın geçtiği başka ayete bakmak zorundayız.

Maide süresi 24. ayette şöyle geçiyor:

قَالُواْ يَا مُوسَى إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا أَبَدًا مَّا دَامُواْ فِيهَا فَاذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلا إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ

"(Onlar); “Ey Mûsâ, kesinlikle biz onlar orada olduğu sürece asla oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin, böylece ikiniz savaşın, biz mutlaka burada (sizlere karışmadan ) otururuz” dediler."

"Kaada" kelimesi somut anlamda oturmayı değil, bir işe girişmeme, yapmaya kalkışmamayı ifade etmektedir. Nur suresi 60. ayetteki kadınların sakat, yaşlı, bir işe girişemeyecek şekilde pasif durumda olanları için örtünme emri kolaylaştırılmıştır. Eğer, elimizdeki meallerde olduğu gibi "kavaid" kelimesine hayızdan kesilen kadınlar olarak anlam verirsek, o zaman erken hayızdan kesilen kadınlara da o ruhsatı vermiş oluruz ki buna kimsenin hakkı yoktur. 

Nur Suresi 60. ayet meallerinde yapılan başka bir yanlışlık da "  اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا " ifadesinin evlenmeye arzu ümidi kalmamış kimse olarak çevrilmesidir. Doğru çeviri ise "ümidi olmayan" şeklindedir. Çünkü bir kadının ümidi olmasa da Yani herhangi bir hastalık dolaysıyla mesela felç olmuş (genç olsa bile) kadınlar alımlı yerlerini açmamak şartı ile giysilerini çıkarta bilirler. Öteki yandan erken yaşta hayızdan kesilen kadınlara giysilerini çıkartma ruhsatı verilemez. Dolaysıyla menopoz dönemine girmeyi ruhsat olarak görmek yanlıştır. 

Konumuzla ilgili; Sn. ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün tarihi kaynaklarla delillendirilmiş Kuran’daki İslam adlı kitabından bir alıntı getirmek istiyorum: 

"Nur 31. Ayette vücup ifade eden bir emir vardır ama bu emir göğsün kapatılmasına yöneliktir. Başın-saçların kapatılmasına ilişkin bir emrin o ayetten çıkarılması zorlama ile bile mümkün olmaz...bknz.(1)"

Sonra Cessas, Ahkam-ul Kuran adlı kitabında 31. ayet tefsirinde göğüs ve boyunlar örtülmesinin emredildiğini, Said bin Cübeyr'in de kadınların saçlarının açılması haram değil, mekruhtur..., diye tarihi kaynaklardaki ulemaların görüşünü getirmekte ve bu durumda hangi icmadan bahsedilir diye eklemektedir. 

"Kuran ve sünnetin verileri abdest uzuvlarının örtünmeye dâhil olmadığını göstermektedir. Kaldı ki kolların dirseklere kadarının avret olmadığını, yani örtünmeye dâhil bulunmadığı başka fakihlerce de dile getirilmiştir. Irak fıkıh ekolünün babası sayılan İbrahim en nesai (ölm. 96-714) bunların başında gelir. (bk. Taberi; Tefsir, 18/120) imam Abu Yusuf (ölm. 182-798), imam es Serahsi (ölm. 483-1090), Abdullah el-Mavsılı (ölm. 684-1285), İbnü Nüceym (ölm. 971-1563)bunlardan bazılarıdır. bknz.(2)"

Tesettürle ilgili ulemanın yaptığı büyük yanlışlardan biri de; Mezheplerin ittifak halinde kabul ettikleri, hür kadın ve cariyelerin örtünmesi arasında (zahiriler hariç) fark koymalarıdır ve böyle bir ayarımın Kuran'da hiçbir dayanağı yoktur. Mezhepler arasında çok az farklılıkla birlikte genel görüş olarak; cariye kadının baş örtme hakkı yoktur ve avret yerleri de erkekler gibi göbek deliği ile diz kapağı arası sayılmıştır. 

Tesettür bahsi sonunda şunu de eklemek isterim ki; Peygamberimiz döneminde müşrik ve Müslümanlar kıyafetleri ile birbirlerinden ayırt edilmezlerdi. Ebu Leheb'in giyindiği kıyafeti peygamberimiz de, diğer Müslümanlarda giyiniyordu. Öyleyse İslam'da şekilcilik önemli değil, asıl önem arz eden iffetli ve erdemli olmaktır. 

Gördüğümüz gibi tesettür ile ilgili ayetlerin hepsinde yanlış çeviri, saptırma ve yanlış anlamlandırma bulunmaktadır. 

Araştırma sonucu:

1. Kadınların toplumda öyle bir kıyafetle gözükmeleri gerekir ki; hem tacize uğramasınlar ve hem de nasıl bir birey oldukları belli olsun (Ahzab, 33:59);

2. Kadınların örtünmesi gereken bölgeler ayette çok açık ve net ifade edildiği için, onun dışındaki bölgelerin kapatılmasını Allah’ın emri olarak değerlendirmek, Kuran’a kendi görüşünü söyletmektir;

3. Kadınların yüzünün kapanması hiçbir ayetle desteklenmemektedir. Hatta bu görüşe zıt ayet bulunur. (Ahzab, 33:52)

4. Allah-u Teâlâ Kuran-ı Kerim'i "Hakim" sıfatı ile tanıtmıştır. Kuran'da bazı kelimelerin yerine başka kavramları kullanması kuşkusuz O'nun hikmetinden kaynaklanır. Allah'ın Nur Suresi 31. ayetteki "humurihinna, buulatihinna" gibi farklı kavramları kullanması da boşuna değildir. 

5. Namazın kazaya bırakılamaz, belli vakitlerde yapılması gereken bir ibadet olduğunu dikkate alırsak ve kadınların kollarını bileklere kadar kapatmaları gerekir emri olmadığı dolaysıyla, abdest bölgelerini kapatmak zorunda değillerdir. Peygamber döneminde; erkek ve kadınların aynı camide ve aynı mekanda abdest aldıkları tarihi kaynaklarda geçmektedir. 

6. Müslüman kadın başörtüsü ile İslam dinine girdiğini ilan etmek zorunda değildir. Özellikle başörtüsü yasak ülkelerde, illa ki baş örtmeleri gerekir mi ya da örtülerini yakaları üzerine vurarak, dinlerini ilan etmeden normal yaşamlarını devam ettire bilirler mi diye sorulursa (Mümin süresi 40:28) bir kişi için Müslüman olduğunu ilan etmek değil, Müslümanlığı yaşamak farzdır cevabı verilir. 

7. Tesettür konusunda insanları doğru bilgilendirmek, bazılarının iddia ettikleri gibi tesettürlü kadınların açılmasına değil, açık gezen kadınların aslında örtünme emirlerinin zor olmadığını anlamalarına ve onların da İslam'a uygun örtünmelerine sebep olacaktır.

--------------------------------------------

1 Kurandaki İslam, s 432, 45. Baskı, yeni Boyut;

2 Yukarıdaki, s 433;

-------------------------------------------

Kuran da Tesettür Detaylı - Soniya CİHANGİR

 

Kuran İlimleri Uzmanı / Sonia CİHANGİR

Kitaplar listesi